11 Aralık 2009 Cuma

ho ho ho

It's marvelous to lose my marbels.

1 Ocak 2009 Perşembe

Yukarıdaki Şeyler




Bugün geç kalktım. Dün yılbaşıydı. Daha doğrusu sonuydu. Bugün başı. Başını yukarı kaldırırsan orada da birşeyler var. İstersen yani. İstemezsen de sorun yok. Ben sadece, "aslında daha büyük bir yerde yaşıyorsun" diyecektim. Gezegensel boyutta.


Bu sene durmak yokmuş. Hep çalışmakmış, hep didinmekmiş. Ben herhangi bir senenin durduğunu hatırlamıyorum gerçi. "Geçen sene martı atladık, ekim boyunca da uyuduk" dediğimi hatırlamıyorum. Belki "yoksayma"dır. Psikolojik boyutta.


Bu sene de yukardan aşağıdan, uzaktan yakından yaşayacağız yine gibi geliyor. Uzağı ve yukarıyı da unutmamak dileğimle...

4 Aralık 2008 Perşembe

Not Tonight Josephine

not tonight josephine

in an army's strength
therein lies the denouement
from here you're haunting me
by the seine so beautiful,
only not to be of use-- impossible

so strange, victory- 1200 spires
the only sound, moscow burning
empty like the tuileries.
like a dream vienna seems,
only not to be of use- impossible

in the last extremity -- to advance
or not to advance- i hear you laughing

even still you're calling me
"not tonight, not tonight not tonight

josephine"

21 Kasım 2008 Cuma

Tatlılarla Tuzlular




Bugün geç kalktım. Aslında ekşiler de iyidir. Tatlılarla tuzluların, arka arkaya, belli aralıklarla yenmesi iyi hissettirir. Mesela bir dilim yağlı ballı ekmek, bir dilim zeytin ezmeli ekmek ardarda yenirse mutluluk vericidir.


Neşe kaynağı, bilgelik kaynağı, aklıselimlik kaynağı, anlamlılık kaynağı, şımarma kaynağı, endişelenme ve sorun çözme kaynağı, eğlenme ve koyverme kaynağı arkadaşlarla, ardarda; yağmurlu, yazdan kalma , soğuk ve rüzgarlı, sisli ve gizemli, dolunaylı, yeniaylı, ayın boşlukta kaldığı, çokbulutlu, parçalı bulutlu günlerde ve gecelerde; kapalı açık yerlerde, yürüyerek ya da oturarak konuşmak da tatlı ve tuzludur.


Ne yaparsak yapalım, beraber yapalım. Ardarda, teketek ve sırayla. Herşey birbiriyle iyi gitmiyor. Herşey arka arkaya çok iyi gidiyor.

11 Kasım 2008 Salı

Canlar












İyi Şeyler











Bugün geç kalktım. Kalkar kalkmaz demesem de, kahve içerken (kalktıktan yaklaşık on dakika sonra) şöyle dedim. "İyi şeyler özünde iyi şeyler olmak zorunda değil." Çünkü -bence- herşeyde iyilik ve kötülük var. Ama bazen birşey bize iyi gelir, biz onun iyi tarafından besleniriz o an. Filmlerde her gün yaşadığımız şeylerin daha sihirli gelmesi o yüzden. Bir tek o ana o detaya odaklandırıyor insanı. Adam kahvesiyle verandaya (verandaverandaveranda) çıkar. Muhteşem bir gün doğumu vardır. Adamın üstündeki battaniye sıcacık hissi verir, oturduğu koltuk da eşi benzeri bulunmaz yumuşaklıktadır. Adam muhteşem evinden muhteşem gökyüzüne bakar, tüm hayatı hep böyle huzurludur. Ya da huzurlu değildir, ama mafyanın peşinde olması, karısının ölmesi, iflas etmesi ya da bu gibi zorlu şeylerin çözümünü /anlamını bulmuş olur o an. O anın huzurunu, iyi şeyini alırız o andan. Geri kalan herşeyi beynimiz tamamlar. Kötü şeyler ya da o anın geçici oluşu unutulur. Bana oldu bu, bu öğlen. Sadece tek birşeye odaklanarak o iyi şeyi yakaladım. Aslında iyi birşey olmak zorunda değildi, ama benim iyi şeyim oldu o an. Oley be!

6 Kasım 2008 Perşembe

Katı ve Katı Olmayan Şeyler

Bugün yine geç kalktım. Gece çekimi olunca, insanın tüm biyolojik saati tersleşiyor. Surat ifadesi de. Çekim çekeli birkaç gün oldu, ama ben hala normale dönemedim. Neyse, o bugünün konusu değil. Bugünün konusu katı ve katı olmayan şeyler.


Mesela YK sigortadan Yeşim Hanım'ın "Artık yatırın taksitleri çünkü iptal olacak poliçeniz" demesi katı olmayan birşey. Ama katı gözüküyor değil mi? Halbuki, "Yeşim Hanım nasılsınız, bugün zor bir gün müydü sizin için?" diye sorunca katı olmayıveriyor bu şey. Yeşim Hanım'ın biraz genzinden konuşmasını farketmek ve "yoksa nezle misiniz?" diye sormak da katı birşey değil. O da diyor ki, "Siz en azından iki aylık borcu yatırın öbürünü sonra halledersiniz" al sana katı olmayan birşey daha. Katı olmayan şeyler katı olmayan şeyleri çekiyor diye bir hipotez ortaya atabilirim ben. Attım.

Katı birşeye de illa örnek istersiniz. Mesela "seni sildim ben, nefret ediyorum senden" katı birşey. İçi gözükmüyor çünkü. Tabi ki benimle de hiç konuşmayan küsmüş insanlar var. Böyle olur. Şimdi ben bu "seni sildim ben, nefret ediyorum senden"in içini göremiyorum çünkü silinmişim. Belki içi sulu o katı şeyin, belki böyle fındık kreması kıvamında. Belki içi kırmızı ya da mavi. Ama katı olduğu için bilemiyorum. Çünkü katı şeylerin gözlerinin içine bakamıyorum ben. Korkuyorum. Böylece ben de katı olmuş oluyorum. Ben de siliyorum, öfkeleniyorum, görsem şöyle böyle derim diyorum. Aslında içim sıvı, ama gözükmüyor. Katı olan şeyler de katı şeyleri çekiyor diye de hipotez yaratabilirim. Yarattım.