5 Kasım 2008 Çarşamba

Bugün




Bugün geç kalktım. Güzel bir kitabı bitirdim ve çok üşendiğim için uzunca bir süre (4 saat) birşey yemedim. Ödemem gereken birkaç şeyi hemen ödemem lazım geldiğini öğrendim. Ödemedim. Sonra, eskiden yazmaya başladığım bir romanımsı şeyin 8 bölümünü okudum, ki zaten o kadar yazmışım. Beğendim gibi de oldu, beğenmedim gibi de. Sonra o romanımsı şeyi yazdığım defterin içinden Eren'in bana Ocak 1996'da yazdığı bir mektup çıktı. Okuduğum güzel kitapta da sürülerce gönderilen ve gönderilmeyen mektup vardı. O yüzden bugün bir mektup bulmam (gerçek bir mektup bir e-mail değil) bana çok sihirli geldi. O mektubu orada unutmuşum. Eren'in ve kendimin o zamanlarını unutmuşum. Kendimin annesiz onun babasız olduğunu unutmuşum. O mektubu yazdığı zamanlarda çok güldüğümüzü ve hep varoluş bunalımında olduğumuzu da unutmuşum.

Ama bu yaz bunlardan birazını hala unutmadığımızı gördüm. Bu bana çok iyi geldi. Aile hissi gibi geldi. Aileydik biz eskiden, herkes birbirine bağlıydı. Ocak 96'da yolladığı mektupta evlenmekten, iş güçle uğraşmaktan umutsuzlukla bahsetmişti Eren. Ben de umutsuzdum. Bülent'i tanımıyorduk o zaman ve nasıl gelip hayatımıza gireceğini bilmiyorduk. Şimdi Bülent de çok eskiden beri ailemizde, ve onla da birbirimize bağlıyız. Onunla da kardeşiz ve ben onun olmadığı zamanların ne zamanlarda kaldığını unutmuşum. Bir kere aile oldun mu gidenler ve gelenler aile hissini eğip bükemiyor, ne kadar zaman geçerse o his yokolur? Hiçbir zaman. Beş yıl mı geçiyor altı mı, on yıl mı? Sonra kaldığın yerden yeni sen eski o, yeni o eski sen, kaldığın yerden devam ediyor. Zamanlar nerede başlıyor nerede bitiyor insan algılayamıyor. Hepsi ağlamaklı gülmekli ama güzel sıcak kalıyor. Birisiyle, birileriyle nasıl ne zaman aile olduğunu unutuyorsun, sadece aile olduğun hissi kalıyor. Bu çok iyi birşey.

0 yorum: